SENOGRAFİ 101 / skēnē graphia
- İlayda Güler

- 16 Ağu
- 3 dakikada okunur
John Berger, Görme Biçimleri'ne “Görmek, kelimelerden önce gelir.” diyerek başlar. Ardından ekler: “Yalnızca baktığımız şeyi görürüz. Bakmak bir seçim eylemidir.”Tiyatroda bu seçim ne zaman başlar peki? Belki oyun başlamadan önce…
Filmografi, diskografi, kaligrafi...Dilimize Fransızcadan geçmiş bu kelimeler kulağımıza yabancı değil. Farklı sanat alanlarında yararlanılan bu kelimeler günlük dilimizde yaygınca kullanılıyor yahut onlarla karşılaştığımızda duraksamıyoruz.
Peki ya senografi?
Nedir bu senografi? Senografi dilimize, yine Fransızca “scénographie” kelimesinden geçiyor. Yunanca skēnē (sahne) ve graphia (çizmek, yazmak, tasarlamak) sözcüklerinden oluşan senografi; en basit tanımıyla, sahnenin görsel ve mekânsal dünyasını tasarlama pratiğini ifade ediyor. Pratiğin uygulayıcıları olan senograflar dünyada; yönetmen, yazar, dramaturg ve oyuncularla dinamik olarak çalışıyor ve bir tiyatro oyununun seyirciyle ilk ilişkisinin kurulduğu anı yaratıyorlar. Bugün tiyatro, opera, dans ve performans sanatlarında senografi; mekânı, ışığı, nesneyi, kostümü, hareket alanını ve seyirciyle kurulan ilişkiyi birlikte düşünen bir alan olarak kabul ediliyor. Senografi, oyuna dair elinizde hiçbir done yok iken dahi “Merhaba, dünyamıza hoş geldiniz!” diyor. Mekân, alan, dekor, ışık; toplu ritmik bir anlatıya dönüşüyor. Bu anlatının içinde seyirciye ise bir yolculuğa çıkmaktan başka yapılabilecek pek bir şey kalmıyor; çünkü senografi, oyunun nasıl görüleceğine, nasıl algılanacağına ve nasıl deneyimleneceğine dair çok güçlü bir çerçeve sunuyor. Seyircinin bakışını o yönlendiriyor, dikkatini belirli noktalara o çekiyor ve adeta bir görme biçimi öneriyor. Belki de işin özü, senografinin görünmez çalışmasında gizlidir. Bu gizli çalışma seyircinin ilişkilenme dinamiğini oluşturur. Aslında seyirci bir oyunla ilk kez oyuncunun ağzından çıkan ilk cümlede karşılaşmaz. Daha önce karşılaşır. Salona girdiği anda. Sahneyle ilk bakışmasında. Sesle. Sessizlikle. Titreşimle. Boşlukla. Mesafeyle. Karanlıkla. Işıkla. Henüz tek bir replik duyulmadan önce… Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz dünyaca ünlü yönetmen ve senograf Robert (Bob) Wilson’un kurduğu sahnelere bakmak bu noktada açıklayıcı olabilir. Wilson’un sahnelerinde dekor çoğu zaman anlatının merkezinde değildir. Işık, zaman, boşluk ve sessizlik en az oyuncular kadar belirleyici hâle gelir. Seyirciye yalnızca bir hikâye anlatılmaz; aynı zamanda belirli bir algılama biçimi önerilir. Seyircinin kurduğu “ilk ilişki” dediğimiz senografi, Wilson’un bize açtığı pencere ile bazen karanlık bir dünyanın içine adeta dini bir ikon gibi tüm beyazlığıyla giren Polly ile bazen hem kendileriyle hem dünyayla kurdukları karmaşık ilişkileriyle çarkların tam ortasında duran Peachum’larla karşımıza çıkıyor.


Wilson’un diğer oyunlarında olduğu gibi Üç Kuruşluk Opera’da da, seyircinin oyun hakkında önceden bir fikri olsun ya da olmasın, sahnenin hikâyesi oyuncular konuşmadan çok önce anlatılmaya başlıyor.
İngiliz senograf ve akademisyen Pamela Howard ise “What Is Scenography?” (Senografi Nedir?) adlı kitabında senografiyi bir tür görsel dramaturji olarak tanımlıyor. Nitekim, oyun karakterinin sahnedeki yeri, ışığın geliş yönü, sahnedeki boşluk miktarı ya da seyirciyle arasındaki mesafe yalnızca estetik tercihler değildir. Bunlar aynı zamanda dramaturjik kararlardır. Öyleyse dramaturji, nasıl ki bir oyunun parçalarının birbiriyle nasıl ilişkileneceğini, anlamın nasıl kurulacağını ve seyirciye nasıl aktarılacağını düşünüyorsa, senografi de bütün bunları görsel ve mekânsal araçlarla kuran bir dramaturji biçimi olarak düşünülebilir. Belki de bu yüzden senografi, çoğu zaman gördüğümüz şeyden çok, görme biçimimize yön veren şeydir.
Tam da bu yüzden, senografi bazı sanatçılar için dekor ve ışık tasarımından çok daha fazlasıdır. Sahnede neyin görünür olacağı kadar neyin görünmez kalacağına karar vermektir. Ve bu kararlar, dramaturjik olduğu kadar politik kararlar olabilir. Çünkü her görünürlük tercihi bir odak önerir. Her hareket bir anlam üretir. Her boşluk bir anlatı sunar. Her mesafe bir ilişki kurar.
En son izlediğiniz oyunu düşünün. İlk replik duyulmadan önce gözünüz nereye gitti...? Işığa? Sahnedeki bir nesneye? Boşluğa? Oyuncuya...? Peki oraya/onlara bakmayı siz mi seçtiniz, yoksa sahne bakışınızı çoktan yönlendirmiş miydi?
Kim bilir; belki de her şey -gerçekten- hareket eder. (*)
Seçimlerimiz bile…
(*)Tout bouge! - Jacques LecoqJacques Lecoq - Tout Bouge - Conférence - Démonstration - 1985

Kaynakça: Pamela Howard “What Is Scenography?” https://www.ways-of-seeing.com/
Bertolt Brecht and Robert Wilson: The Dialectical Triad of Playwright, Director and Berliner Ensemble Actors in Wilson’s The Threepenny OperaPia Kleber and Shiu Hei Larry NgPublished on September 1, 2025 https://www.thesegalcenter.org/robert-wilson-yearbook/the-threepenny-opera-berliner-ensemble Fotoğraflar“Threepenny Opera - Berliner Ensemble” https://robertwilson.com/ https://www.thesegalcenter.org/robert-wilson-yearbook/the-threepenny-opera-berliner-ensemble

Yorumlar