Güvenli Sınırlar, Özgür Sahneler
Kendimizi tamamen güvende hissetmediğimiz bir alanda gerçekten ilişki kurmak, cesur ve yaratıcı olmak, hatta kendimiz olmak mümkün mü? Bu soru yalnızca sanat için sorulacak bir soru değil, aksine yaşamın her anına sirayet eden bir tür varoluşsal bir sorgulama. Fakat işin içine oyunculuk mesleği girdiğinde yani profesyonel olarak bir mesleği icra etmekten söz ettiğimizde, bu temel diyebileceğimiz soru göz ardı edilmiş, duygusal ve fiziksel güvenin olmayışı mesleğin doğası gibi kabul edilmiştir. Burada “sınır” kavramını tartışmaya başlarız.
Bu güvensizlik hissini ve sınır kavramını anlamak için setlere veya sahne arkasına gitmemize gerek yoktur; her birimiz bunu gündelik hayatımızın en sıradan anlarında deneyimleriz. Sokakta yürürken aniden karşımıza çıkan bir tanıdığımızın, bizim o anki durumumuzu veya konforumuzu hiç sorgulamadan doğrudan iki yanağımızdan öpmek ya da sarılmak üzere hamle yaptığı o anı düşünelim. İçsel olarak geri çekilmek istesek de, sırf ayıp olmasın veya soğuk görünmeyeyim diye o fiziksel temasa istemeden “rıza gösterir”, hatta üstüne bir de zoraki tebessüm ekleriz. Hele ki kişisel alan sınırlarının toplu taşımada, asansörde veya dolmuşta her an esnediği, fiziksel temasın çok olağan sayıldığı bizimki gibi “sıcakkanlı” kültürlerde, sınır çizmek ve hayır diyebilmek çok daha büyük bir rahatsızlık hissiyle birleşebilir, kimi zaman bu sınır aşımları normalleştirdiğimiz bir durum haline gelebilir. Gündelik hayatta bir kez “evet” dediğimiz bir durumun, ömür boyu verilmiş mutlak bir onay gibi algılanması yanılgısıyla da sürekli mücadele ederiz.
Farklı alanlarda farklı anlamlara gelebilen bu sözcük/kavram sahne sanatlarında da önemli bir yerde duruyor. Aslında üzerine yeni yeni düşünülmeye başladığını söylemek mümkün. Dünyada aşağı yukarı 10 senedir tartışılan ve önemli kuruluşların çalışmalar başlattığı “sınırlar” Türkiye’deki sahne sanatları alanı için belki de hala biraz yabancı. Peki nedir bu sınırlar ve sahne sanatlarında uygulaması nasıldır?
Sınırlar, güvenlikle ilişkilidir. Act as a Feminist kitabının yazarı Lisa Peck, güvensiz bir yapılanmanın oyuncunun entelektüel ve bedensel bütünlüğünü parçalayarak onu adeta “zihinsizleştirmekte” (sorgulamadan, sınırlarını düşünmeden her şeyi yapması istenmekte, rejinin adeta bir kuklası haline gelmekte) ve hiyerarşik yapıların karşısında tamamen savunmasız bıraktığını vurgulamaktadır. Bu durumda psikolojik ve bedensel güvenliğin sağlanması oyuncular hatta bütün yaratıcı ekip için elzem hale gelir. Bunu sağlayanlar ise sahne sanatlarında yakınlık koordinatörleridir. Daha çok sinema-televizyon sektöründen aşina olduğumuz bu uygulama canlı performanslarda da uygulanabilir ve sahne sanatları eğitiminde de yer bulabilir. Yakınlık koordinasyonu; tiyatro sahnesinde ya da kamera önünde çıplaklık, simüle sevişme veya yüksek duygusal yoğunluk gerektiren sahnelerin, oyuncuların fiziksel ve duygusal güvenliğini gözeterek rıza çerçevesinde tasarlanmasını sağlayan profesyonel bir disiplindir. 2017’de #MeToo hareketiyle, tehlikeli ve baskıcı güç yapılanmalarını değiştirmek amacıyla, yakınlık koordinasyonuna olan talep artmış ve buna bağlı olarak yakınlığın tanımı, düzenlemeleri, güvenli setler-provalar gibi konular tartışılmaya başlanmıştır. 2017 yılında HBO’nun yapımını üstlendiği The Deuce dizisinde cinsel saldırı sahnesi çeken Emily Meade “Beden güvenliğim için bir uzmana ihtiyacım var” demiş ve bu haklı isyan, yakınlık koordinatörlüğü mesleğinin setlerde kurumsallaşması, resmi protokollerin yazılması ve küresel düzeyde yaygınlaşması için en önemli milat kabul edilmiştir.
Burada oyuncunun sınırları korunur ve güvenliği sağlanırken, yaratıcı sürecin engellenmesi söz konusu değildir. Tam olarak bu çerçevede yönetmenin hayal ettiği sahne gerçekleştirilmeye çalışılır ve oyuncunun kendi güvenliği ile ilgili bir tedirginliği olmadığı için işine, sahneye odaklanması kolaylaşır. Çünkü bu koordinasyon sağlandığında sahnede ne olacağı belirsiz değildir, oyuncu istemediği herhangi bir şeye, baştaki günlük hayat örneğini düşünelim, “evet” demek zorunda kalmaz. Uygulamalardan bahsetmek belki bu somutlaştırmaya yardımcı olabilir. Örneğin, çekimlerden önce oyuncularla görüşmeler yapılır. Burada yakınlık koordinatörü tarafından oyunculara çeşitli ve detaylı sorular sorulur. Aynı zamanda bir “güvenli kelime” belirlenir. Bu kelime oyuncunun sahne esnasında rahatsız olduğu herhangi bir anda her şeyi durdurabilmesini sağlar. Özellikle çıplaklık, simüle cinsellik içeren sahnelerde uygulanan, çekim esnasında sadece zorunlu ekibin sette bulunduğu, dış monitörlerin kapatılarak mahremiyetin korunduğu “kapalı set protokolü” de uygulamalara başka bir örnektir.
Yakınlık koordinasyonunu akademik olarak temellendiren en önemli çalışma Jessica Steinrock’ın ortaya koyduğu teoridir. Bu teoriye göre yakınlığın beş temel ilkesi olduğunu görürüz: Bağlam, Rıza, İletişim, Koreografi ve Kapanış. Bu ilkelerin kalbinde yer alan rıza kavramı ise Planned Parenthood tarafından geliştirilen ve setlerden gündelik ikili ilişkilerimize kadar taşıyabileceğimiz FRIES rıza modeliyle tanımlanır. Bu modele göre rıza; üzerinde hiçbir baskı veya manipülasyon olmadan Serbestçe (Freely Given) verilmeli, kişi istediği an fikrini değiştirebildiği için her an geri alınabilir (Reversible) olmalı, tüm teknik detaylar önceden açıklanarak bilgilendirilmiş (Informed) olmalı, kerhen değil coşkulu (Enthusiastic) bir istekle sunulmalı ve her bir eylem için spesifik (Specific) olarak sınırlandırılmalıdır.
Bu uygulamalar, Oyuncular Sendikası aracılığıyla Türkiye’de de somut bir karşılık bulmaya başlamıştır. Türkiye’deki tek sertifikalı yakınlık koordinatörü olan Ece Türkmut Dere ile birlikte yürüttükleri çalışmalarla hem uygulamalara yönelik bilgilendirme ve koordinatörlerin setlerde yer bulması sağlanmış, hem de bu sınırların henüz kamera arkasına geçmeden, daha seçme odasındayken korunması için resmi adımlar atılmıştır. Bu adımların en somut örneği, sendikanın yayımladığı “Türkiye Ulusal Seçme (Audition) Kuralları” belgesidir. Sendikal düzeyde atılan bu somut adımlar, setlerdeki hiyerarşik sessizliği daha ilk adımdan kırarak sınır aşımını “mesleğin doğası” olmaktan çıkaran hukuki ve etik bir güvence sağlar.
Yakınlık, mahremiyet, güvenlik ve sınırla ilgili çalışmaların geçmişi çok uzun olmasa da, bu alanın önemi bugün yadsınamaz derecede büyük. Bir akademisyen ve oyuncu olarak kendi deneyimlerime baktığımda da aynısını görüyorum. Daha doğrusu; bu güvenli alanlar sağlandığında veya sağlanmadığında nelerin değiştiğini hem bugün hem de geriye dönük olarak net bir şekilde gözlemleyebiliyorum. Özellikle oyunculuk eğitiminde, hatta sahne sanatları alanında eğitim veren tüm kurumlarda bu güvenli alanın önceliklendirilmesi, uzmanlar yetiştirilmesi ve yakınlık koordinasyonunun okulların müfredatına girmesi ne kadar iyi olur. Kendi deneyimim ve eğitimim daha çok sahne performansı üzerine olduğu için şunu söyleyebilirim ki; prova odası son derece kırılgan bir alan, performans alanı da öyle. Performansçının bu alanlarda kendini güvende hissetmesi, aslında herkesin işini kolaylaştırıyor. Bunu kendi çalışmalarımda uygulamaya çalışıyorum; çünkü alışılagelmiş sistemi dönüştürmenin bizlerin elinde olduğunu düşünüyorum. Bugün benim gösterdiğim özeni ve bu güvenli alanı yaratmanın önemini kavrayan bir öğrencim, yarın kendi çalışmalarında da bunu sürdürebilecektir. Kendi sınırlarının bilincine vardığında, profesyonellik dışı uygulamalara ve istemediği şeylere “hayır” diyebilecektir.
Bu yaklaşım akla “bu kadar kuralla nasıl yaratıcı olunur, düşünecek çok fazla etmen olmaz mı” gibi soruları getirebilir. Burada Jack L. Nasar ve Christopher H. Holloman’ın oyun parklarından yola çıkarak oluşturdukları “çit metaforu”ndan bahsetmek isterim; etrafı çitlerle, yani sınırlarla çevrili olmayan bir oyun parkına bırakılan çocukların, belirsizliğin getirdiği kaygıyla sadece öğretmenlerinin yanında kümelendikleri; ancak parkın etrafına net çitler çekildiğinde, sınırları bilmenin verdiği güvenle tüm alanı özgürce ve cesaretle keşfettikleri gözlemlenmiştir. Sınırlar bizi hapsetmez; aksine güvende olduğumuzu hatırlatarak bizi özgürleştirir. Tıpkı parktaki çocuklar gibi; hayatta, ikili ilişkilerimizde ve iş yerlerimizde birbirimize görünmez, aşılmaz duvarlar örmek yerine, sınırlarımızı açıkça konuşmayı öğrenebilirsek, birbirimize gerçekten temas edebileceğimiz o güvenli ve özgür oyun alanını yaratmış olmaz mıyız?
1 - 2017’de Hollywood’daki cinsel saldırı ve cinsel şiddete karşı bir ifşalama hareketi olarak sosyal medyada başlayan ve tüm dünyaya yayılan bir mücadeledir. Yalnızca sinema sektörüyle sınırlı kalmamıştır. Türkiye’de de yine sinema sektöründe destek bulmakla birlikte, akademi ve edebiyat çevrelerinde de bu etiketle ifşalar yapılmıştır.
KAYNAKÇA
Cabas, M. (t.y.). O sahneler nasıl çekiliyor? | Şunu bana bir anlat: Ece Türkmut Dere [Video]. YouTube.
Kayhan, A. (2021, 26 Nisan). Me Too hareketi. FeministBellek. https://feministbellek.org/metoohareketi/
Oyuncular Sendikası. (2025, Ocak). Türkiye ulusal seçme (audition) kuralları. https://www.oyuncularsendikasi.org/wp-content/uploads/2025/01/turkiye-ulusal-secme-kurallari-oyuncular-sendikasi.pdf
Peck, L. (2021). Act as a Feminist: Towards a Critical Acting Pedagogy. Routledge.
Steinrock, J. R. (2020). Intimacy Direction: A New Role in Contemporary Theatre Making (Doktora tezi). University of Illinois at Urbana-Champaign.
+90. (t.y.). Filmlerde yakınlık sahneleri gerçekten nasıl çekiliyor? | Buse, Baran, Ece Türkmut Dere [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=YpDc1iiALOC




Yorumlar